29 Nisan 2011 Cuma

yattara

"cafe açma ruhsatı" olarak bilinen ünlü fotoğrafın yattara versiyonu

28 Nisan 2011 Perşembe

Benim Çılgın Projem

"

şimdi geldik bu kölne. burada tek övündüğüm şey, bu kemençe. ulan bok yiyen. herkesin suratı meymenetsizlik akıyor ya. hepsi bir kokuyor leş. bu oda türk kokuyor. buradan çıktığım anda başka bir şey kokuyor ya. ..(?).. gittim bankaya, bana dedi ki: "buraya bi şey edemez... (almanca konuşuyor.)". dedim "ne oluyor ya, git başımdan.". gittim. yolda dedim ki "ulan melodi(?), ne varsa yine türklerde var. girelim şu dönerciye de bir soralım.". girdik içeri. dönerci abim bir baktı, gözleri çaktı, bana dedi ki... ?... buraya memleketim türküsünü söyle ..... güzeeel türkiyeee... dedi ki "kızım gel sana bir tarif edeyim, burada türk bankaları vardır." dedi. dedim "abim ya, balını yediğimin memleketimin abisi ya.". sonra gittik. (bunların biraları da bir tuhaf, yere koydum (?), taştı.). neyse, mevzumuza devam edelim. buraya gelecek bacılar, yavrularınızı yollarken analar babalar, yavrularınızı gönderirken almanca öğretin onlara. bu almanlar çok fena ingilizce bile konuşmuyorlar bizimle ya. neyse, ondan sonra, öyle de böyle de, öyle de böyle de, biz geldik bugün ziraat bankası. bir girdim içeri. türk. herkes türk. bir sıcak, bir ısındım. zaten dışarıda yağmur yağıyor. girdik içeri, bir ısındım. bir baktım oraya, gişenin oraya. bir tane laz karısı(?) bağrınıyor. "ha buraya geldik uşağım, bu paraları nasıl halledeceğiz?" diye. dedim ki "canım memleketim" hiç çıkasım gelmedi. girdik gişeye. orada adam nasıl yakın var ya bir yardımcı bir yardımcı, kendi bankası olmamasına rağmen garantinin numarasını bile verdi bize ya. vallahi toprağımın insanı bir başka oluyor. sonra geldik. burada ...(?).... bir şeyler. sonra geldik evimize, alışveriş falan yaptık. bildiğin kaşar peyniri, eski kaşar böyle yani delik delik olan. ulan bir aç, bir ayak kokusu, bir ayak kokusu.. ulan bok yiyen. bunlar ne ..(?).. bunlar ..(?).. pislik. yolların ortasında "gur gur gur gur" burun çekiyorlar ya. hepten pislik. metroya biner köpeği, alışveriş.. girdik, new yorker'da alışveriş yapacağız, t-shirt bakıyoruz, ulan oradan köpekler geçiyor ya. insan, hadi ben seviyorum köpeği, benim annem gelse ne yapacak orada? anam gelse ne yap....? ablam! ya bizim bacı korkuyor köpekten, ne yapacak o? hiç bunlar, hiç bizim gibi değiller. bir meymenetsizlik, bir ..(?).. .. neyse, bu köln maceramızın ilk günleri böyle geçiyor. yani ben anladım ki ha buraya gelseydim ben gerçekten almanca konuşurdum (?). çünkü nereye gitsek türkçe. ulan bir bakkala girdik, gördük orada sırma su, ulan atladık ona ya. sonra adam anladı bizim olduğumuzu, türk olduğumuzu. çakmak istedik, bize bir kırmızı bir beyaz verdi. ne? bayrağımızın, şehitlerimizin kanıyla alınmış kırmızı renginin üzerine düşen ayla yıldızın beyazı... içim sızladı, içim sızladı. gerçekten bir el fatiha şehitlerimize. neyse, burada bitiriyoruz.

"

21 Nisan 2011 Perşembe

yaz gecesi

yüzüme hafifçe esti hava, sanki bir yaz gecesi.
tüm sıcaklığıyla gecelerin, hissediyorum, bu bir yaz gecesi.
aşklarıyla, sevdalarıyla, acılarıyla, şimdi daha iyi anlıyorum, bu bir yaz gecesi.

30 Mart 2011 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna



boğaziçiyle beraber, hayatıma çift kişilik yatak girdi benim. kimi zaman yalnız, kimi zaman sevdiğim kadınlarla beraber uyandım o yatakta. bu aralar uyanmakta biraz zorluk çeksem de her sabah uyandım.

ben baharın geldiğini o yatağın içinde anlardım. uzun, yorucu bir kışın ardından bahar bizim diyarlara kuş sesleriyle gelirdi. bilen bilir, evimiz yeşilliklere baktığı için arka bahçemizdeki kuşların ötüşü bizim odalarımızda yankılanırdı adeta. ve ben o yataktan kuş sesleri ile kalkarken anlardım baharın geldiğini metropolümüze. ve sizler, ekleyebilirdiniz "yazış da" bağlacını cümlelerimin sonuna.

cidden ama bahar geldiğinde evde kuş sesleri duyabiliyoruz, yalan değil. arkadaki plazanın güzel bi bahçesi var bence.

bu yaz bahar gelmedi. çünkü bu yaz kuşlar gelmedi. pencereden baktım sabah uyandığımda, yoklardı. acaba... acaba biz insanlar mıydık onları korkup kaçıran? bir hata mı yaptım geçen sene de bu sene beni uyandırmaktan vazgeçtiler? neydi suçum? neden bu eşsiz sesten mahrum kaldım?

"2010 yılında çıkan yasayla artık apartmanlara ısı yalıtımı zorunluluğu getirildi. Yasal zorunluluğun yanı sıra bu yalıtım sayesinde kışın soğuktan %60-70, yazın aşırı sıcaktan %5 civarında korunmak mümkün. Isı yalıtımı (mantolama) hakkında bilgi ve apartmanımızın diğer sorunları hakkında konuşmak amacıyla 3 Nisan Pazar günü saat 16.00'da toplantı düzenliyoruz."

ama bizden önce harekete geçmişlerdi onlar.

anladım ki bu bahar kuş sesleriyle değil, matkap sesleri ile gelecekti. yan apartman mantolama yaptırıyordu.

sabah 8de matkapla duvar mı delinir amına koyim?

18 Mart 2011 Cuma

tirtirtiramisu


"bu gece benim gecem"i iki kez söylemek yerine "bu gece benim gecem, bu gece bizim gecemiz" diyerek seyircisinin kalbini çalmaya and içmiş yavşak bir popçu edasıyla, selamlar justıbakko.

keşke ben de kafam güzel olduğunda sevdiğim kızları anlatan -burada türkçemizin bir eksikliği daha ortaya çıkıyor, şu an sevdiğim kızları mı yoksa eskiden sevdiğim kızları mı kastediyorum bilemezsin- bir insan olsaydım. geçen akşam arkadaşlarlayız, tiramisu yemişiz, güzel bi sürpriz gelmiş eve falan. güncel konularla, felsefik sorunları harmanlayıp çay içiyor, şarap yudumluyorduk (bkz. batuhan kardeşimin güzel üslubu). bu sefer gerçekten mum ışığındaydık, en azından bir mum vardı.

ben nasıl olduysa, hemen kızarıp sızmamıştım. ama şişenin de sonuna gelmiştim. misafirlerimiz evden ayrılmıştı. sisim dj kabinine geçmiş, bize gençlik yıllarımızın en sevdiğimiz şarkılarını çalıyordu. ben de kitleye kitleye autumn'u kitleyebilmiştim. autumn dedim, kardeşim dedi. autumn dedim, talin budak diye bi hocamız var, matematikten soğutuyor ya dedim. ya kadın eline almış bir kağıt, sadece tahtaya yazıyor abi. bir de mesela aynı dersi 3-4 sene önce vermiş, birebir aynı şeyi yazıyor abi. hataları bile aynı. dersin hiçbir motivasyonu yok. ben çıksam ben de anlatırım aynı dersi, hatta daha iyi anlatırım. sen de anlatırsın autumn, sen bile anlatırsın abi. nasıl olacak abi bu iş dedim. ne cevap verdiğini hatırlamıyorum, vermemiş de olabilir.

ben erken ölüyorum, ben üzüleyim. sen üzülme.

9 Mart 2011 Çarşamba

blog açılmış


incesazla uyandım. derse gitmem gerekiyordu. camdan yağan karı gördüm. netbook'u açtım, hemen webmail. lecture cancelled. hoop yatağa geri. rüyamda marstan dünyaya geri döndüm, uyuyan dünyaya haykırdım: 'dünyeeeeeaaaaaa!! geliyorlaaaaaaaarrr!! uyanın, savaşa hazırlanııııııınn!!!'

27 Şubat 2011 Pazar

a.ö

sevgili kıskanç arkadaşım fırat. onlarla bu şekilde iletişime geçemezsin. onlar kendilerini like lıyarak ifade ediyolar. onlara like or dont like soruları sor, bu şekilde aradığın cevaplara ulaşıcaksın

26 Şubat 2011 Cumartesi

"sahip olduğum tüm aşklarım"



yeni adamım Jovanotti. italyanmış kendisi anlaşılacağı üzere. ancak kendisini "adamım" olarak itham etmemim italyanlığıyla zerre alakalı değil zira beni etkileyen klipteki "dünya sikime götüme minare" tarzı hareketleri. kendisini bu hareketlerinden ötürü idolum ilan ediyorum ve kalan hayatımı onun gibi olmaya adıyorum. yok beceremezsem ben de Thom Yorke gibi amı götü dağıtırım. bkz: http://www.youtube.com/watch?v=cfOa1a8hYP8

gelişmelerden haberdar ederim. esen kalın.

20 Şubat 2011 Pazar

Wikileaks 6 (+18)


Yıllardır bilinç altımıza hollywood tarafından kazınan Amerikan kolej hayatı biz inanmasakta gerçekmiş. Hani Amerikan pastasında görüp 'Vay be adamlar yaşıyor, hayat onlara güzel' 'Yok artık lebron james' gibi cümlelerle tabir ettiğimiz bize garip gelen durumlardan bir tanesini yaşadım perşembe akşamı. O filmler senaristlerin fantezisi değilmiş, bunu anladım.

Perşembe akşamı salonda Amerikalı arkadaşla fifa 11 oynuyorduk. Evet burada PES maalesef bilinmiyor. Dışarda feci bir yağmur yağıyordu. Arsenal ile iki sıfır öndeyken dışarıdan bağrışmalar duydum. İlk anda farkına varamadım. Sonra pencereden dışarıya bakmamla kanımdakı adrenalin oranın 10 katına çıkması bir oldu. ÖSS'den önceki sabah, kahvaltı yaparken bulunduğum ruh haline geri döndüm. Elim ayağım boşaldı. Yaklaşık 100-150 kişilik kız erkek karışık grup benim oturduğum apartmana çıplak bir şekilde koşuyorlardı. Hemen balkona çıktım. Gözlerimi kısıp zoom yapmaya çalıştım. Olmadı. Olayın farkına varmam 30 saniyemi aldı. Her Türk gencinin yapacağı gibi bu anı belgelemeliydim çünkü benim güzel ve yanlız ülkemde bunlar olmuyordu. Odama koştum. DSLR'ı kaptım. Otomatik moda getirdim. Flaşı açtım ve 'o anı' belgeledim dostlarım. 720p video bile çektim. Çıplak grup bizim binaların bulunduğu yerin ortasına gelip bağırmaya başladı. Bizim çıplak bir şekilde aşağıya inmemizi bekliyorlardı. Elimdeki kamera büyük olduğu için bayağı ilgi toplamıştım. Bana da bağırmaya başladılar. (Hayal gücü on) Daha fazla dayanamadım ve six packimi ve adonis kasımı bu çılgın gruba gösterdim. Üstümdekileri çıkarıp balkondan kalabalığın ortasına atladım. Elimde Türk bayrağı çılgın bir şekilde kampüste koştum diğer 200 kadar çıplak insan ile birlikte. (Hayal gücü off).

Anı belgeledikten sonra fifa oynamaya geri döndüm ve amerikalı arkadaşı ezici bir skorla yendim. Avrupalı ve Avustralyalı dostlarım maalesef Amerikalı kardeşlerime katılmadılar. Balkonda oturup Amerikalıların ne kadar salak olduklarını tartıştıkları için çok meşguldüler.

14 Şubat 2011 Pazartesi

14 Şubat



Sene 2007. Pearl Jam-Black dinleyerek uyuduğumuz zamanlar. Kendimi akademiye kaptırmamışım henüz. Ergen gerisi sefil modundayım. Yatakhanede hala çay yapıyorum Egemene. Koridorda görünce mememi sıkıyor. O zamanlar her ortalama ergen gibi bende birini seviyorum. Hemde ölesiye. Bir gün kardeşlerimin de gazlamasıyla kafaya koyuyorum. Sevdiğimi söyleyeceğim artık diyorum. Kaçarı yok yani. O akşam arıyorum kızı. Yarın buluşalım diyorum. Telefonu kapadığımda sesimin titrediğini farkediyorum ama mutluyum o özgüveni bulmuş aramışım kızı. Kız zaten biliyor benim ondan hoşlandığımı. Ben official duyuruyu yapacağım yani. Mutlu bir şekilde uyuyorum o akşam, içimde bir büyük umutla. Ertesi gün erkenden kalkıyorum. Amerikadan ithal Abercrombie marka gömleğimi üstüme geçiriyorum. O zamanlar Abercrombie meşhur olmamış. Kadıköy'de bir bende var. Dershaneye gidiyorum. Dershane çıkışı buluşuyoruz kızla. Starbucks'a gidiyoruz. Her yatılının yapacağı gibi orta boy günün kahvesinden alıyorum. Frappuccino'dan bir haberiz o zamanlar. Kızın aldığı kahveyide ben ödüyorum tabi. Daha sonra oturup konuşmaya başlıyoruz. 5-0 gerideki takımın oyuncusunun saate baktığı gibi saatime bakıyorum. Maçı zaten kaybetmişiz ama şeref golümü atayım diyorum. Kız 10 dakika içinde kalkacağını söylüyor. Bir saat boyunca sadede gelemeyen ben doksan artı ikide atağa geçiyorum. Seni seviyorum diyorum kıza. Kızın yüz ifadesinden sıçtığımı anlayıp sıvama kısmına geçiyorum. Bırakıyorum kendimi hormonlarım konuşuyor benim yerime. Kız suratıma bakıyor. Buluşmadan önce ezberlediği repliği okuyor: 'Ben seni arkadaşım olarak görüyorum' dıyor. Ben yıkılıyorum. Kız yıkıldığımı görüyor. Olsun sinemaya gideriz bir gün diyor. Ben gene yıkılıyorum. İçimden olmaz gitmem diyorum. Dışımdan tamam olur diyorum. Gururum parçalandıkça alçalıyorum. Gideceği yere kadar bırakıyor, Batıkan'la buluşuyorum. Akşam odaya dönüp gene Pearl Jam dinleyip sessizce uykuya dalıyorum.
Yaşanmadan bitiyor her şey. Saygısızca.

Bugün günlerden 14 Şubat. Sıradan bir gün benim için. Arka fonda Leonard Cohen- Dance me to the end of love çalıyor. Önümde Molecular Biology-Genes to Proteins kitabı. Perşembe günkü sınav çalışmaya çalışıyorum. Yarın sabah erken kalkıp kütüphaneye gidip çalışmaya devam edeceğim. Kız arkadaşım olsa ne mi yapardım? Yarın erken kalkıp kütüphaneye gidip sınava çalışırdım...