15 Mayıs 2011 Pazar

adidas three stripes ve bir puma figürü. dişlerimi de fırçalamadım uyuşukluğumdan ötürü. dün sabah kahvaltıda pastırmalı yumurta yaptı babanem. belki de yumurtalı pastırma hatta. ve yanında biiir paçanga böreği. kahvaltı dediğim ikiii buçukta olduğundan, bir öğün kaçırdık yine hooop akşam yemeği. akşam yemeğinde yine üüüç paçanga böreği. cumartesi akşamı beyoğlunda babam ben kardeşim. bizi alırlar mı çocuğun yaşı on altı. kurallara bağlıyım sonuna kadar. cumhuriyetçiler ve demokratlar. buyruuun tabii ki aldılar. biz de on altı yaşında olduk. herkes yattıktan sonra fm oynadık. şimdi baaak bira göbeği. sanki çoook içermişiz gibi. babanem yediriyor, durmak bilmiyor. "nolsun onun da sınavları var koşturup duruyor." muhallebi lokum ve toblerone. kör ozan gel bize biraz ebleron. suratına boş boş baktım yine. ne dediğini dinlemiyorum senin de.

merak ettiğim birkaç şey var.
pastırma neden bu kadar çok kokar?
ve emre gerçelle babam facebookta
neden ve nasıl arkadaşlar?

10 Mayıs 2011 Salı

Neymiş Mesut Özil; Real Madridte oynamak için alman pasaportu gerekmiyormuş. Ha eyvalla!

29 Nisan 2011 Cuma

yattara

"cafe açma ruhsatı" olarak bilinen ünlü fotoğrafın yattara versiyonu

28 Nisan 2011 Perşembe

Benim Çılgın Projem

"

şimdi geldik bu kölne. burada tek övündüğüm şey, bu kemençe. ulan bok yiyen. herkesin suratı meymenetsizlik akıyor ya. hepsi bir kokuyor leş. bu oda türk kokuyor. buradan çıktığım anda başka bir şey kokuyor ya. ..(?).. gittim bankaya, bana dedi ki: "buraya bi şey edemez... (almanca konuşuyor.)". dedim "ne oluyor ya, git başımdan.". gittim. yolda dedim ki "ulan melodi(?), ne varsa yine türklerde var. girelim şu dönerciye de bir soralım.". girdik içeri. dönerci abim bir baktı, gözleri çaktı, bana dedi ki... ?... buraya memleketim türküsünü söyle ..... güzeeel türkiyeee... dedi ki "kızım gel sana bir tarif edeyim, burada türk bankaları vardır." dedi. dedim "abim ya, balını yediğimin memleketimin abisi ya.". sonra gittik. (bunların biraları da bir tuhaf, yere koydum (?), taştı.). neyse, mevzumuza devam edelim. buraya gelecek bacılar, yavrularınızı yollarken analar babalar, yavrularınızı gönderirken almanca öğretin onlara. bu almanlar çok fena ingilizce bile konuşmuyorlar bizimle ya. neyse, ondan sonra, öyle de böyle de, öyle de böyle de, biz geldik bugün ziraat bankası. bir girdim içeri. türk. herkes türk. bir sıcak, bir ısındım. zaten dışarıda yağmur yağıyor. girdik içeri, bir ısındım. bir baktım oraya, gişenin oraya. bir tane laz karısı(?) bağrınıyor. "ha buraya geldik uşağım, bu paraları nasıl halledeceğiz?" diye. dedim ki "canım memleketim" hiç çıkasım gelmedi. girdik gişeye. orada adam nasıl yakın var ya bir yardımcı bir yardımcı, kendi bankası olmamasına rağmen garantinin numarasını bile verdi bize ya. vallahi toprağımın insanı bir başka oluyor. sonra geldik. burada ...(?).... bir şeyler. sonra geldik evimize, alışveriş falan yaptık. bildiğin kaşar peyniri, eski kaşar böyle yani delik delik olan. ulan bir aç, bir ayak kokusu, bir ayak kokusu.. ulan bok yiyen. bunlar ne ..(?).. bunlar ..(?).. pislik. yolların ortasında "gur gur gur gur" burun çekiyorlar ya. hepten pislik. metroya biner köpeği, alışveriş.. girdik, new yorker'da alışveriş yapacağız, t-shirt bakıyoruz, ulan oradan köpekler geçiyor ya. insan, hadi ben seviyorum köpeği, benim annem gelse ne yapacak orada? anam gelse ne yap....? ablam! ya bizim bacı korkuyor köpekten, ne yapacak o? hiç bunlar, hiç bizim gibi değiller. bir meymenetsizlik, bir ..(?).. .. neyse, bu köln maceramızın ilk günleri böyle geçiyor. yani ben anladım ki ha buraya gelseydim ben gerçekten almanca konuşurdum (?). çünkü nereye gitsek türkçe. ulan bir bakkala girdik, gördük orada sırma su, ulan atladık ona ya. sonra adam anladı bizim olduğumuzu, türk olduğumuzu. çakmak istedik, bize bir kırmızı bir beyaz verdi. ne? bayrağımızın, şehitlerimizin kanıyla alınmış kırmızı renginin üzerine düşen ayla yıldızın beyazı... içim sızladı, içim sızladı. gerçekten bir el fatiha şehitlerimize. neyse, burada bitiriyoruz.

"

21 Nisan 2011 Perşembe

yaz gecesi

yüzüme hafifçe esti hava, sanki bir yaz gecesi.
tüm sıcaklığıyla gecelerin, hissediyorum, bu bir yaz gecesi.
aşklarıyla, sevdalarıyla, acılarıyla, şimdi daha iyi anlıyorum, bu bir yaz gecesi.

30 Mart 2011 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna



boğaziçiyle beraber, hayatıma çift kişilik yatak girdi benim. kimi zaman yalnız, kimi zaman sevdiğim kadınlarla beraber uyandım o yatakta. bu aralar uyanmakta biraz zorluk çeksem de her sabah uyandım.

ben baharın geldiğini o yatağın içinde anlardım. uzun, yorucu bir kışın ardından bahar bizim diyarlara kuş sesleriyle gelirdi. bilen bilir, evimiz yeşilliklere baktığı için arka bahçemizdeki kuşların ötüşü bizim odalarımızda yankılanırdı adeta. ve ben o yataktan kuş sesleri ile kalkarken anlardım baharın geldiğini metropolümüze. ve sizler, ekleyebilirdiniz "yazış da" bağlacını cümlelerimin sonuna.

cidden ama bahar geldiğinde evde kuş sesleri duyabiliyoruz, yalan değil. arkadaki plazanın güzel bi bahçesi var bence.

bu yaz bahar gelmedi. çünkü bu yaz kuşlar gelmedi. pencereden baktım sabah uyandığımda, yoklardı. acaba... acaba biz insanlar mıydık onları korkup kaçıran? bir hata mı yaptım geçen sene de bu sene beni uyandırmaktan vazgeçtiler? neydi suçum? neden bu eşsiz sesten mahrum kaldım?

"2010 yılında çıkan yasayla artık apartmanlara ısı yalıtımı zorunluluğu getirildi. Yasal zorunluluğun yanı sıra bu yalıtım sayesinde kışın soğuktan %60-70, yazın aşırı sıcaktan %5 civarında korunmak mümkün. Isı yalıtımı (mantolama) hakkında bilgi ve apartmanımızın diğer sorunları hakkında konuşmak amacıyla 3 Nisan Pazar günü saat 16.00'da toplantı düzenliyoruz."

ama bizden önce harekete geçmişlerdi onlar.

anladım ki bu bahar kuş sesleriyle değil, matkap sesleri ile gelecekti. yan apartman mantolama yaptırıyordu.

sabah 8de matkapla duvar mı delinir amına koyim?

18 Mart 2011 Cuma

tirtirtiramisu


"bu gece benim gecem"i iki kez söylemek yerine "bu gece benim gecem, bu gece bizim gecemiz" diyerek seyircisinin kalbini çalmaya and içmiş yavşak bir popçu edasıyla, selamlar justıbakko.

keşke ben de kafam güzel olduğunda sevdiğim kızları anlatan -burada türkçemizin bir eksikliği daha ortaya çıkıyor, şu an sevdiğim kızları mı yoksa eskiden sevdiğim kızları mı kastediyorum bilemezsin- bir insan olsaydım. geçen akşam arkadaşlarlayız, tiramisu yemişiz, güzel bi sürpriz gelmiş eve falan. güncel konularla, felsefik sorunları harmanlayıp çay içiyor, şarap yudumluyorduk (bkz. batuhan kardeşimin güzel üslubu). bu sefer gerçekten mum ışığındaydık, en azından bir mum vardı.

ben nasıl olduysa, hemen kızarıp sızmamıştım. ama şişenin de sonuna gelmiştim. misafirlerimiz evden ayrılmıştı. sisim dj kabinine geçmiş, bize gençlik yıllarımızın en sevdiğimiz şarkılarını çalıyordu. ben de kitleye kitleye autumn'u kitleyebilmiştim. autumn dedim, kardeşim dedi. autumn dedim, talin budak diye bi hocamız var, matematikten soğutuyor ya dedim. ya kadın eline almış bir kağıt, sadece tahtaya yazıyor abi. bir de mesela aynı dersi 3-4 sene önce vermiş, birebir aynı şeyi yazıyor abi. hataları bile aynı. dersin hiçbir motivasyonu yok. ben çıksam ben de anlatırım aynı dersi, hatta daha iyi anlatırım. sen de anlatırsın autumn, sen bile anlatırsın abi. nasıl olacak abi bu iş dedim. ne cevap verdiğini hatırlamıyorum, vermemiş de olabilir.

ben erken ölüyorum, ben üzüleyim. sen üzülme.

9 Mart 2011 Çarşamba

blog açılmış


incesazla uyandım. derse gitmem gerekiyordu. camdan yağan karı gördüm. netbook'u açtım, hemen webmail. lecture cancelled. hoop yatağa geri. rüyamda marstan dünyaya geri döndüm, uyuyan dünyaya haykırdım: 'dünyeeeeeaaaaaa!! geliyorlaaaaaaaarrr!! uyanın, savaşa hazırlanııııııınn!!!'

27 Şubat 2011 Pazar

a.ö

sevgili kıskanç arkadaşım fırat. onlarla bu şekilde iletişime geçemezsin. onlar kendilerini like lıyarak ifade ediyolar. onlara like or dont like soruları sor, bu şekilde aradığın cevaplara ulaşıcaksın

26 Şubat 2011 Cumartesi

"sahip olduğum tüm aşklarım"



yeni adamım Jovanotti. italyanmış kendisi anlaşılacağı üzere. ancak kendisini "adamım" olarak itham etmemim italyanlığıyla zerre alakalı değil zira beni etkileyen klipteki "dünya sikime götüme minare" tarzı hareketleri. kendisini bu hareketlerinden ötürü idolum ilan ediyorum ve kalan hayatımı onun gibi olmaya adıyorum. yok beceremezsem ben de Thom Yorke gibi amı götü dağıtırım. bkz: http://www.youtube.com/watch?v=cfOa1a8hYP8

gelişmelerden haberdar ederim. esen kalın.